17 Ocak 2018 Çarşamba

Singapur seni yendim!



Geçen sene bu zamanlar yorgundum. Çok zayıflamıştım. Singapur’daki hayatımdan kurtulmak üzere olduğum için umutluydum ama. Harika bir noel tatili yapmıştım İtalya’da, kendi evimde, doya doya özlediğim herşeyi yiyip içmiş, göllere, hatta deniz kenarına gitmiş, iliklerime kadar üşümüştüm ve o bile çok hoşuma gitmişti. Arkasından harika bir Dubai tatili, en kıymetlilerimizle. Biraz kendime gelmiştim. Artık Singapur’da evi topluyor, kutuları hazırlıyordum. Önümde bir Phuket tatili, bir de Avustralya seyahati vardı, sonra da ver elini güzel evim!

Sayılı gün gerçekten çabuk geçti, Lara’yla aldık bavullarımızı döndük evimize. Taşınmak kolay değil,  onlarca kutu geldi Singapur’dan, onları teker teker boşalttık, yerleştirdik. Evi defalarca temizledik. Lara artık büyümüştü, odasına yeni mobilyalar aldık, monte ettik (ettim!). Yeni bir okulu vardı artık, unuttuğu İtalyancasını hatırlarken her geçen gün akıcı Çincesini unutuyordu. Nefis bir ilkbahar yaşadık. Bisikletler aldik. Hem Lara hem ben bisiklete binmeyi öğrendik! (Lara hadi neyse de benim 45 yaşında bisiklete binmeyi öğrenişim gerçekten büyük bir adım oldu benim için!)

Bir dikiş makinası aldım, yavaş yavaş kullanmayı öğrendim, Lara’yı da dahil ettim, kısa zamanda muhteşem işler yaptık, o kadar birikti ki yaptıklarımız, sene sonuna doğru başka bir blogda anlatmaya başladım.

Bu arada Lara’nın okulunda sorunlar oldu, yeni okul bulundu, sorun çözüldü! Yüzme derslerine başladı Lara ve balık gibi yüzmeyi öğrendi! Yaz geldi, Dolomitlerde harika bir tatil yaptık, sonbaharda Lara judoya da başladı ve çok sevdi! Yılın sonuna doğru deniz kenarında bir iki kısa tatil yaptık.

Kısacası kendimi kaptırmıştım yeni ‘eski’ hayatıma ve bir anda çok ilginç birşey oldu! Yıl sonu gelmişti ve herkes birbirini arıyor, mesaj atıyor, tebriklerini yolluyordu. Ben de tabii Singapur’dakilerle aynı şeyi yaptım. Orası da artık benim ‘yaşamış olduğum’ bir yerdi. Almanya gibi,  Türkiye gibi, Amerika gibi. Artık oradakilerle de yıl sonunda tebrikleşecek, hal hatır soracak, arada haberleşecek ve anılarımızı konuşup gülecektik karşılıklı! ‘İklimi özlemediğini biliyorum ama itiraf et bizi özledin’ dedi telefonda Singapur’daki patronum! Gülmeye başladım. İklimi hiç özlememiştim evet, ama beynimi Singapur konusunda uzunca bir süre nadasa aldıktan sonra tanıdık bir ses duymak ve sohbet etmek hoşuma gitmişti. Bir anda ay üssü alfa modeli evimizi, koca bir golf sahasını, artistik gökdelenleri, Sinapur’un Disneyland’i Sentoza’yı ve okyanusu gören manzaramızı hatırladım. Yaşadım mı ben gerçekten orada? Hayal gibi geliyor. Evin adresini, ofisin adresini ve telefon numaralarını hatırlamaya çalıştım, zorlandım! İyi birşey bu! İnsan beyni zamanla yaraları sarıyor, kızgınlıklar hafifliyor, kötü anılar gri oluyor, güzel olanlar, dokunursan rengarenk olup ılık ılık güzel hisler uyandırıyor.

Artık Singapur dendiğinde sinirlerim gerilmiyor. Neden sevmediğimi unutacak değilim. Çok nedeni var. Ama ben orada yaşadım, bir iz bıraktım ve geldim. Nokta.

Yendim seni Singapur!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder