6 Mart 2018 Salı

Zaman



Singapur’dan döneli bir sene oluyor bu ay. Zaman uçtu resmen! Orada 14 ay çok zor geçmişti. Günleri haftaları saymıştım bir sonraki tatil için, ve sonunda evimize dönmek için. Döndükten sonra ise... vitesi boşalmış yokuş aşağı giden araba gibi gitti zaman!

Lara şimdi beş yaşında. Hayatının ilk dört senesinde deliler gibi seyahat etti bizimle beraber. Dört dil öğrendi, sonra herşeyi unuttu! Ne nankör bu hafıza! Çocuklar herşeyi ögrendikleri hızla unutuyorlar. Üzülüyorum biraz onun için, keşke Singapur’u, okulunu, Mandarince’yi, Japonya, Tayland, Endonezya, Malezya ve Avustralya seyahatlerini hatırlayabilseydi. Devamlı resim gösterdik, devamlı anlattık, ama yine de unuttu herşeyi. Şimdi Singapur’da okulda çekilen resimlerine bakıyor ve ‘anne ben neden çıplak ayak dolaşıyordum okulda?’ diyor!

İleride kendi imkanlarıyla gider umarım. Büyük konuşmamak lazım ama biz Uzakdoğu defterini kapattık! Öyle bir bıkmışım ki sanırım seyahat etmekten, ki çocukla seyahat çok zor birşey, bu son bir senedir çok az seyahat etmiş olmalktan çok mutluyum! ‘Çocukla seyahat harika birşey dostum’ diye blog yazan anneler var biliyorum, siz inanmayın! En güzeli yalnız, ya çok kafadengi bir arkadaş veya sevgiliyle seyahat etmek. Nokta! Çocuk doğdu diye insan tabii ki tatillerinden vazgeçmemeli de, inadına inadına seyahat ayarlayıp çocuklarıyla çılgınca seyahat edenlere biraz hayret etmiyor değilim. Ama herkes kendi çocuğunu bilir. Dozunda olması iyi birşey bence.

Lara aslında seyahatler sırasında müthiş uyumlu bir çocuktu hep. Doğduğundan beri seyahat etti devamlı. Ama bir noktada çocuklar da yoruluyorlar ve sağlam bir zemin arıyorlar. Lara o kadar alıştı kendi evine, o kadar çok seviyor ki, değil ‘Hadi bir seneliğine tekrar Singapur’a gidiyoruz’, aynı köyün içinde bile ev değiştirmek istemiyor. Geçenlerde ilgimizi çeken bir evi görmeye gittik de bir hafta surat astı! ‘Evimden çıkmam ben, burası benim odam, başka evde başka oda istemiyorum!’ İşte bu kadar! Çocukların esnekliği de bir yere kadar!

Kendi adıma konuşmam gerekirse, ben de yorulmuşum herhalde. Şimdi eski fotoğraflara bakıyorum ve hoşuma gidiyor böyle oturduğum yerden hayalimde gezmek tozmak, yorgunluk olmadan! Yok yaşlanmadım, görmek istediğim yerler var tabii ki ama oralara da Lara biraz daha büyüyünce gideriz artık. Gittiği yerleri hatırlasın çocuk bundan sonra!

Lara Bali’de



Lara Avustralya’da



Lara Phuket’de

Lara Dubai’de


Lara Hong Kong’da 




Lara Bangkok’da



Lara Japonya’da

Lara Malezya’da

Lara Singapur’da

14 Şubat 2018 Çarşamba

Hiçbir çocuk ırkçı doğmaz



2017 bitti, herkes arkasından söylendi. Rakamların ne suçu var bilmiyorum, iyi ya da kötü olaylara sebep olanlar insanlar sonuçta! 

Geçen sene benim için güzel geçti aslında. Hayata olumlu bakmak lazım. Hayatta sağlıklı olmanın en önemli şey olduğunu unutmamak lazım. Arada ‘güm’ diye bir darbe geliyor bir yerlerden, hatırlayıveriyoruz sağlığımızın ne kadar önemli olduğunu, sonra günlük koşuşturmalara dalıyoruz.

Beş yaşındaki kızımdan çok şey öğreniyorum. Her küçük şeyden keyif almasını biliyor. Sabah bisküvisini süte banıyor, sonra onu öyle bir keyifle yiyor ki, ne süt ne bisküvi sevmeyen ben bile ona bakarak imreniyorum! Arabada masal dinlemek, kestirmek onun için büyük keyif, ertesi gün ne giyeceğini seçmek, saçları kurutulurken gözünü kapatıp sıcak havayı keyifle saçlarının arasında hissetmek, aslında ne kadar değerli anlar. Büyüdüğünde de böyle günlük küçük keyiflerle mutlu olmayı sürdürürse ne kadar güzel olacak!

Geçen yaz anaokulunda yaşadığımız saçma olaylardan sonra okulunu değiştirdik Lara’nın. Şimdi gerçekten çok başka, çok güzel bir okula gidiyor. Okul bir katolik okulu olmasına rağmen çocuklar çok uluslarası ve ailelerin çoğu da katolik değil aslında. Bizimki gibi annesi babası farklı milletten olan çocuklar var, Japon ailelerin çocukları var, Milano’daki Çinli ailelerden çocuklar var, Filipinli çocuklar, hatta müslüman ailelerin çocukları var. Benim hoşuma giden şey, bu ‘katolik okul’ kavramı dışarıdan tedirgin edici görünse de (çocuğumun beynini mi yıkayacaklar türünden endişeler), aslında kuzey İtalya’da bu tür okullar diğerlerinden pek farkli değiller. Benim gördüğüm kadarıyla çocuklara bol bol ‘birbirinizi sevin, saygı duyun’ mesajları var. Zaten rahatsız edici birşey olsa müslüman aileler çocuklarını yollarlar mı? Lara’nın sınıfında da çocuklar çok uluslu, kimi aile katolik, kimi aile herhangi bir inanca mensup değil, bunlar hiç konu olmuyor, benim de çok hoşuma gidiyor. Lara’nın sınıfında otistik bir çocuk da var ve herkes bayılıyor çocuğa, Lara ve arkadaşları için bence çok önemli bir tecrübe. Lara bize ‘o özel bir çocuk, henüz konuşmayı bilmiyor, kendi oyuncakları var’ diyor. Birçok kez şahit oldum, doğum günü partilerinde mesela o kadar güzel kaynaşmışlar ki, bu ‘özel’ arkadaşlarını da hiç dışlamadan oyuna alıyor, o istemediği zaman kendi haline bırakıyorlar, rahatsız etmiyorlar. 

Geçenlerde başka bir olay daha oldu, yine çok hoşuma gitti. Çok uluslu bir yerde büyümenin çok avantajı var. Lara okuldaki bir arkadaşından bahsediyordu, ismini söyledi ama ben anlayamadım kim olduğunu. Tarif etmeye başladı: ‘Hani var ya uzun boylu, zayıf, saçları tepesinde iki top gibi olan kız’! Ha, anladım. Annesi İtalyan babası yabancı bir kız çocuğu var bir üst sınıfta. Baba zenci, kız çocuğu da zenci, ama Lara’nın aklına bile gelmedi bana tarif ederken. Boyunu saçlarını tarif ediyor, cildinin rengi ona ayırıcı birşey olarak gelmediği için söylemiyor! O kadar etkilendim, o kadar hoşuma gitti ki anlatamam. Derisinin rengi farklı olan insanlar Lara’nın gözüne çarpmıyor, onları farklı görmüyor! Bu ne kadar önemli birşey. Ben de tabii ki ayırd etmiyorum insanları fiziksel özellikleriyle, ama gözüme çarpıyor yine de çekik gözlü, esmer... biz küçükken herkesin kendimize benzediği bir yerde büyüdük. Ben 17 yaşında karıştım uluslararası bir ortama (çocukken de Almanya’daydım ama orada bu anlamda bir tecrübem olmadı). Şimdi daha global bir dünyadayız. Çocuğumun etrafındaki insanları fiziksel görünüşleriyle ayırt etmemesi beni çok mutlu ediyor. Belki bu çocuklar büyüyünce ırkçılık azalır? Ben umutluyum! 

Irkçılığın Avrupa’da feci hortladığı bir zamanda yaşıyoruz, ama ben çocuklarımızdan umutluyum. Onlara ayrımcılık yapmamayı öğretecek olan bizleriz. Umarım gelecek nesil çoğunlukla Lara’nın okulundaki çocuklar gibi olsun. Geçen yaz bir önceki okulda bazı anneler şeker kavgası yüzünden olayı benim yabancı olmama getirip whatsapp grubu içinde alenen bana hakaret etmiş, aynı görüşte olmasalar bile diğer anneler bu olaya seyirci kalmıştı. Kötü günler geçirdim, ama yarım kilometre ötede başka bir okul bize tam tersi bir ortam sağladı. 

Bakalım bundan sonra neler olacak, olumlu düşünmek istiyorum.
Nereden nereye geldim, aklımdan geçenleri yazıya döküverdim, iyi ki lisede edebiyat dersinde değilim!

Sevgiler herkese. 

17 Ocak 2018 Çarşamba

Singapur seni yendim!



Geçen sene bu zamanlar yorgundum. Çok zayıflamıştım. Singapur’daki hayatımdan kurtulmak üzere olduğum için umutluydum ama. Harika bir noel tatili yapmıştım İtalya’da, kendi evimde, doya doya özlediğim herşeyi yiyip içmiş, göllere, hatta deniz kenarına gitmiş, iliklerime kadar üşümüştüm ve o bile çok hoşuma gitmişti. Arkasından harika bir Dubai tatili, en kıymetlilerimizle. Biraz kendime gelmiştim. Artık Singapur’da evi topluyor, kutuları hazırlıyordum. Önümde bir Phuket tatili, bir de Avustralya seyahati vardı, sonra da ver elini güzel evim!

Sayılı gün gerçekten çabuk geçti, Lara’yla aldık bavullarımızı döndük evimize. Taşınmak kolay değil,  onlarca kutu geldi Singapur’dan, onları teker teker boşalttık, yerleştirdik. Evi defalarca temizledik. Lara artık büyümüştü, odasına yeni mobilyalar aldık, monte ettik (ettim!). Yeni bir okulu vardı artık, unuttuğu İtalyancasını hatırlarken her geçen gün akıcı Çincesini unutuyordu. Nefis bir ilkbahar yaşadık. Bisikletler aldik. Hem Lara hem ben bisiklete binmeyi öğrendik! (Lara hadi neyse de benim 45 yaşında bisiklete binmeyi öğrenişim gerçekten büyük bir adım oldu benim için!)

Bir dikiş makinası aldım, yavaş yavaş kullanmayı öğrendim, Lara’yı da dahil ettim, kısa zamanda muhteşem işler yaptık, o kadar birikti ki yaptıklarımız, sene sonuna doğru başka bir blogda anlatmaya başladım.

Bu arada Lara’nın okulunda sorunlar oldu, yeni okul bulundu, sorun çözüldü! Yüzme derslerine başladı Lara ve balık gibi yüzmeyi öğrendi! Yaz geldi, Dolomitlerde harika bir tatil yaptık, sonbaharda Lara judoya da başladı ve çok sevdi! Yılın sonuna doğru deniz kenarında bir iki kısa tatil yaptık.

Kısacası kendimi kaptırmıştım yeni ‘eski’ hayatıma ve bir anda çok ilginç birşey oldu! Yıl sonu gelmişti ve herkes birbirini arıyor, mesaj atıyor, tebriklerini yolluyordu. Ben de tabii Singapur’dakilerle aynı şeyi yaptım. Orası da artık benim ‘yaşamış olduğum’ bir yerdi. Almanya gibi,  Türkiye gibi, Amerika gibi. Artık oradakilerle de yıl sonunda tebrikleşecek, hal hatır soracak, arada haberleşecek ve anılarımızı konuşup gülecektik karşılıklı! ‘İklimi özlemediğini biliyorum ama itiraf et bizi özledin’ dedi telefonda Singapur’daki patronum! Gülmeye başladım. İklimi hiç özlememiştim evet, ama beynimi Singapur konusunda uzunca bir süre nadasa aldıktan sonra tanıdık bir ses duymak ve sohbet etmek hoşuma gitmişti. Bir anda ay üssü alfa modeli evimizi, koca bir golf sahasını, artistik gökdelenleri, Sinapur’un Disneyland’i Sentoza’yı ve okyanusu gören manzaramızı hatırladım. Yaşadım mı ben gerçekten orada? Hayal gibi geliyor. Evin adresini, ofisin adresini ve telefon numaralarını hatırlamaya çalıştım, zorlandım! İyi birşey bu! İnsan beyni zamanla yaraları sarıyor, kızgınlıklar hafifliyor, kötü anılar gri oluyor, güzel olanlar, dokunursan rengarenk olup ılık ılık güzel hisler uyandırıyor.

Artık Singapur dendiğinde sinirlerim gerilmiyor. Neden sevmediğimi unutacak değilim. Çok nedeni var. Ama ben orada yaşadım, bir iz bıraktım ve geldim. Nokta.

Yendim seni Singapur!