20 Ekim 2012 Cumartesi

Sommelier olmaya calismak...

Fransa - Gamay baglari 

Italya'ya geldigimden beri kendimi yetersiz hissettigim sarap konusunda, gecen sene sevgili arkadasim Ozge'nin "durtmesiyle" baslayan Sommelier kurslarimdan bahsetmistim.

O zamanlar sarapla ilgili ogrenilmesi gereken seylerin "100 birim" bilgi oldugunu, bu kurslari bitirdikten sonra bu isi ogrenmis olarak yola devam edecegimi dusunuyordum. Simdi tam bir sene sonra, 3. seviye kurunda ve mezuniyet sinavina 2 aydan az zaman kalmisken, 100 degil 300 birim ogrendigimi, ama maalesef bu konuda ogrenilmesi gerekenlerin 1 milyon falan birim bilgi oldugunu fark etmis bulunuyorum korku icinde!!!!

Sinav her ne kadar benim gibi bu isi profesyonel olarak degil keyif sebebiyle goturenler icin sembolik bir sey olsa da, yine de stres yaratiyor, ve beni kimya muhendisligini bitirdigim kabus mezuniyet senemin hatiralarina goturuyor!!! 

Bir senede cok cok sey ogrenmis olmakla beraber bu isin omur boyu ogrenmeye devam etmek uzerine bir mesgale oldugunu anladim, simdi elimden tek gelen sey is, ev ve gezme tozma arasina sigdirmaya calistirdigim kurs ve ders calisma saatlerinde elimden geleni yapmak.

Dogrusunu soylemek gerekirse, sinavi kazanacagimi sanmiyorum, son yillarin istatistikleri kursiyerlerin %40'inin sinavi gectigini soyluyor, yuksek bir oran gibi gorunse de bu yuzdedeki dilim aslinda bu isi profesyonel olarak yapan ve sertifika almak isteyen insanlar. O yuzden benim gibi kursiylerden kazanan cok az. Zamani gelince gorecegiz.

Onemle belirtmek istedigim, Turkiye'de gercek sertifikali sommelier var mi, emin degilim, ama varsa da parmakla sayilacak kadar azdir. Iki ders sarap tadimi alanlar ortaya sommelier diye cikiyorlar, taklitlerimizden kacinilmasini onemle rica ederiz. Ben ve Ozge bu durumdan cok sikayetciyiz.

Italya'da resmi olarak sommelier olabilmek icin uc seviye kurs gormek gerekiyor. Bu kurslarin her biri 2 saat 15 dakikadan 15'er ders, yani 3 seviye bitiminde 100 saatten fazla ders alinmis ve yaklasik 130 civari sarap tadilmis, analiz edilmis oluyor, 3. seviyede tadilan saraplarin yemeklere uyumu da yaninda servis edilen yemeklerle analiz ediliyor. Bu uc seviyenin sonunda sarap, bira, distile ickilerin uretimi,  Italya ve dunya saraplari, sarap yemek uyumu ile ilgili once yazili bir sinav yapiliyor, daha sonra gecenler sozlu sinava aliniyor, bu sinavda ek olarak bir sommelier'den beklenecek sekilde sarap servisi yapilmasi isteniyor, ayrica yazili sinavin konularin uzerinden bir kere de sozlu sinav yapiliyor sommelier'den olusan bir kurul onunde.

2 saat ders alip sommelier oldugunu iddia edenler bu yuzden beni cok kizdiriyor. Bir de Turkiye'de cok duyuyorum, yemekli sarap dersleri yapiyorlar mesela ve bir aksamda yemekle 5 sarap tattirip yemek sarap uyumunu ogrettiklerini iddia ediyorlar, bunlar tamamen para tuzagi, kanmamanizi tavsiye ederim.

13 Haziran 2012 Çarşamba

Erkeklere acik mektup

40 yasima 3 gun kaldi, bu saatten sonra beni erkek dusmani yapacaksiniz. Biktim hepinizden artik, dusun yakamizdan be kardesim!

Sozum meclisten disari diyecegim, ama meclis de daraldikca daraliyor, kim kaldi halkanin icinde? Ailemdeki erkekler, cok yakin birkac arkadasim, es, dost, toplasan 15-20 kisi etmeyecek neredeyse!

Sabir da bir yere kadar. Evet doga kadini cok sabirli yaratmis, ama kadinlarin sabri da bir yere kadar. Benimki artik tasmak uzere, gec bile kaldi!

Hergun, ama hergun, kadinlarin maruz kaldiklari haksizliklari gore gore, kendi maruz kaldiklarimi biriktire biriktire, bugunlere geldim. Is hayati bir turlu, etrafimda gorduklerim bir turlu, basina yansiyanlar bir turlu, istatistikler, bilimsel veriler... ha bilimsel veriler: anlasilan o ki kadinlarin destegini ruzgar gibi arkasina alan erkekler hep basarili olmus, kadinlara firsat veren sirketlerde kadinlar hep basarili olmus, politikada kadinlara esitlik saglayan ulkeler medeni olarak daha cok ilerlemis. Ama tabii istatistikler aci gercekleri de gosteriyor: kadinlara siddet, firsat esitsizligi, dunyanin her yerinde erkeklerle ayni egitim ve tecrubeye sahip kadinlarin her zaman daha az para kazanmasi...

Kendimden ornek vereyim: yaklasik 16 senedir dunya capinda bir muhendislik sirketinde calisiyorum. Ite kaka, kaziya kaziya, kendi capimda hatiri sayilir bir yere geldim sirkette. Tabii ki benimle ayni pozisyondaki erkeklerden cooooook daha az maas aliyorum. Yillar icinde bizim meslekte soyle birseyin farkina vardim: muhendislikte, petrol ve enerji yatirimlarinin projelendirilmesi ve insaasi sirasinda "multi task" denilen ayni anda bircok isi yapabilmek, hizla karar verebilmek cok onemli. Bu anlamda, mesela cok ilginc bir sekilde kendim de dahil olmak uzere (hic alcakgonullu olamayacagim dogrusu), diger kadin muhendis meslektaslarimin cok basarili olduklarini gordum. Hani erkekler hep sikayet eder ya, neymis:"kadinlarin beyni cok komplike calisiyormus" yok efendim "bir seyi dusunurken uc adim sonrasini planliyorlarmis". E gel gor ki benim meslekte cok onemli ozellikler bunlar. Hatta kadinlarin evdeki hallerini dusunursek, yani mucize bir sekilde ayni anda yemek yapip, cocuklara odevini yaptirip, kocasinin is problemini dinleyip,  kafasinda yarin ne giyecegini, saat kacta nerede olmasi gerektigini falan planladigini biliyoruz, bunlar kadinlar icin her zamanki durum. Bir de kadinin bunu is hayatina yansittigini dusunun. Ayni anda ekibine gorev dagilimi yapiyor, telefona bakiyor, telefona bakarken uc elektronik posta okuyup ikisini cevaplayabiliyor... onune gelen muhendislik problemlerini cozerken uc-bes adim sonrasini gorebiliyor, ona gore hizla karar alabiliyor! Erkekler de armut toplamiyor tabii, ama kendimle bugune kadar beraber calistigim erkek muhendisleri kiyaslarsam (benimle yasit ve benimle ayni gorevlerde bulunan) acikcasi benden daha hizli, daha verimli calisanini gorduysem de ne yalan soyleyeyim, hatirlamiyorum su anda... demek ki eser miktarda var sadece.

Bundan 5 sene once, yani neredeyse 11 yildir bu meslekteyken basima gelen bir olay: o ana kadar elimi dunyanin her bir yanindaki projelere bulastirmisim, en son 1 milyar dolarlik koca bir rafineri yatiriminda bir musteri icin 2 sene boyunca muhendislik kontroloru olarak calismisim, is bitiyor ofise donuyorum iki sene sonra. Aaa, bir de ne goreyim, biraktigimda benimle ayni seviyede olan (ve tabii hepsi erkek) meslektaslarimin hepsi birer birer terfi etmis, benim ruhum duymamis. Direktorume gidiyorum (erkek kendisi), nedenini soruyorum (belirtmekte yarar var, bu terfi alanlar haliyle benden daha az tecrubeli ve benim kadar komplike islere bulasmamis "iyi cocuklar"- italyancasi "bravi ragazzi"). Direktor beni dinliyor, once hayret ediyor curetime, sonra diyor ki omzuma dokunarak:"Aaa, Damla iyi ettin bana terfi etmek istedigini soylemekle. Kariyer yapmak istedigini bilmiyordum". !!!! Okuyucularimdan ozur dilerim: OHAAAA!!!!

Bunu sirketimden sikayet ettigim icin anlatmiyorum yalniz, burada konumuz erkekler. Cunku bu "kazma"larin her yerde oldugunu biliyoruz. Sirketimden ben de herkesin kendi sirketinden sikayet ettigi gibi ediyorum tabii ki, gun geliyor sinirleniyorum, gun geliyor mutlu oluyorum calistigim yerden. Bu herkes icin ve butun is ortamlari icin gecerli, ama erkeklerin kadinlarin onune gecmesi de maalesef her yerde var. Simdi bu "kazma", kesin eve gittiginde her isi karisina yaptiriyordur. O kadin da calisiyor sonucta. Nedir erkeklerin bu evdeki "ben calistim para kazandim, simdi eve geldim ayaklarimi uzatacagim" olayi? Karilari daha az para kazaniyor diye mi? (Cunku cogunlukla boyle!) Peki o kadin neden daha az kazaniyor acaba? Daha gecen hafta gittim, dunyanin en medeni memleketlerinden Finlandiya'da bile ayni egitim ve tecrubedeki kadinlar erkeklerin ucte ikisi kadar maas aliyormus ortalamada...

Bu benim "kazma" (uzgunum ama cok iyi ornek bu adam, her kadinin basinda bir tane var bunlardan, biliyorum. Ya iste, ya evde, ya da yakin cevresinde) 8 ay once divizyon degistirmeme ragmen yakamdan dusmuyor, yeni direktorume beni kotulemeye calisiyor. Yeni direktor de olayin pek farkinda degil, saf saf  benim "kazma"ya defalarca tesekkur etmis divizyon degistirmeme izin verdigi icin, o yuzden "kazma" daha da "dellenmis" durumda su anda! Ya birak guzel kardesim, bir rahat ol ya, boyle yaptikca daha da kuculuyorsun kadinlarin gozunde, hala anlayamiyorsun. Butun "kazma"lar, size sesleniyorum: bir relax olun, koyverin gitsin, karilariniza, yaninizda calisan kadinlara insan gibi davranin. Goreceksiniz ki onlarin guvenini, arkadasligini kazanirsaniz sizin yarariniza olacak. Ne zaman yari yolda birakti sizi kadinlar? Ne zaman sizi ac, acik biraktilar? Stadyumlara giremediginiz zaman sizin yerinize gidip aslanlar gibi takiminizi bile desteklediler. Karinizin, kiz kardesinizin, kizinizin 2. sinif muamele gormesi hosunuza gider mi? O zaman niye yapiyorsunuz? Niye sana "benim terfim neden gecikti" diyen kadina "aa, sen kariyer mi yapmak istiyordun" diyorsunuz? Niye karinizi dovuyorsunuz? Olduruyorsunuz?

Ve kadinlar, size sesleniyorum: aklinizi basiniza toplayin kuzum. Butun bu yukarida anlattiklarima kendinize yediremediginiz icin "ben maruz kalmadim" demeyin. Kaldiniz, biliyoruz! Sesinizi cikarin! Haklariniza sahip cikin! Kocaniz da sizin kadar calissin evde. "Yuzun kiristi, selulitin cikti" diyen kocalariniza agzinin payini verin! Adamin cocugunu dogur, bin turlu eziyet cek, adam sana "selulitin cikmis" desin, yok ya?

Gozumle gordum kac defa, kan tahlilinden sonra yapistirilan yara bandini cikarmaya calisirken renkten renge giren erkekler... sonra karisini dovmeye kalkiyor, yaninda calisan kadina sacmaliyor! O hooo, o kadinlar seni cerez diye citir citir yer be guzel kardesim, bir yara bandi cikarma acisina dayanamiyorsun, bu kadinlar regl oluyor, agda yapiyor, kaslarini aliyor, cocuk doguruyor... 40 degil 400 firin ekmek yesen bizimle bir olamazsin iste!

Donuyorum kadinlara: sesinizi cikarin! Hem de cok yuksek desibelde cikarin! Haklariniza sahip cikin! Is yerinde, evde... soyadiniza sahip cikin! Cok sevdigim ve saygi duydugum bir arkadasim evlendikten sonra kaybettigi soyadini tekrar kazanmak icin muthis bir hukuk mucadelesi verdi (ve kazandi), ondan cesaret alip, ve onun yardimlariyla ben de kendimi attim onun arkasindan, iyi ki de yapmisim. "Ne gerek vardi ya?" diyen kadin arkadaslarim var hala bugun, ah canim ah... biliyorum, daha ilk okuldan sartlandirildiniz siz. Begendiginiz cocuklarin soyadlarini kendi adinizin arkasina yazip imza provalari yaptiginizi gormedik mi sanki senelerce? Bir silkelenin soyle, kendinize gelin. Bu "kazma"lara hadlerini bildirin!!!

Ha, bu yazinin gezmekle falan ya da direk italyanlarla bir ilgisi olmadi tabii. Ama blog benim degil mi? Blogun delisi de benim iste! Actim PSV'yi (Pressure Safety Valve) bizim meslekten bir terminoloji, aramizda kullaniriz. Bu vanalar hatlarda veya basincli kaplarda basinc yukseldiginde kendiliginden acilirlar, vana acilmazsa patlama olur! E benim de arada PSV'mi acasim var, siz de acin!

Bu Lotus'un bu yazida isi ne? CEVAP: Bu fotografi ceken bir kadin ve yaris arabalarini cok seviyor!

31 Mayıs 2012 Perşembe

İlkbahar 2012 - dönüm noktası?

2012’nin ilk bes ayi bitti bile. Nasil gecti hic anlamadim, belki is yogunlugundan, belki is sonrasi baska seylerin de pesinde kosmaktan, belki haftasonlari da genellikle seyahatte olmaktan dolayi.

Dunyada kriz, savaslar ve terorizm yuzunden genelde keyifsiz gecen bu aylar Italya ve Turkiye’de ozellikle daha da keyifsiz gecti gibi geliyor bana. Italya ekonomik olarak direkten dondu, neden bu kadar zengin bir ulkenin nasil buralara geldigi yavas yavas cikiyor ortaya. Yukaridan asagiya butun siyasi partilerdeki kirli camasirlar teker teker dokuluyor ortaya, basta liderleri olmak uzere partilerin hirsiz, dolandirici ve yalancilarla dolu oldugu sapir sapir cikiyor meydana. Bunlarin ortaya cikmasi icin illa ki dibe vurmak gerekiyormus demek ki diye dusunuyor insan. Neyse ki o “dip” geldi, toparlanma sureci basladi. Cok agrili, sancili, zor yillar bekliyor Italya’yi. Ama insanlar ulkelerine inaniyorlar, demokrasi var, konusma ozgurlugu var, gercek anlamda secme ve secilme hakki var. Curuklerin yaninda bir dolu inci gibi insan var, gercek bir egitim sistemi var, saglik sistemi var, gercek universiteler, bilim var. Muthis bir kultur birikimi var ve buna sahip cikmanin bilincinde olan bir halk var. Iste bu yuzdendir ki Italya’yi vurup duran mafya, ekonomik kriz, yalanci politikacilar, depremler, seller, akla gelen butun felaketlere ragmen Italya yaralanip duruyor, ama yaralarini sarmayi da biliyor.

Peki Turkiye’de bu “dip” nerede? Daha ne kadar derine yuvarlanacak Turkiye? Ne zaman cikacak bu bataktan? Italya icin besledigim umutlari Turkiye icin besleyemiyorum bir turlu. Halkin cogu cahil. Maalesef bu boyle. Bizim de muthis bir kulturel zenginligimiz var, ama bunun farkinda olan ve korumaya gayret eden bir avuc insan var sadece. Okullar yetersiz, saglik hizmetleri yetersiz, insanlar issiz, insanin degeri yok. Catir catir cinayetler isleniyor, hatta kimi devlet gucleri tarafindan isleniyor, kimse sorumluluk almiyor, kimse kimseden hesap sormuyor. Gazeteciler hapiste, kadinlar zulum altinda, dayak yiyor, tecavuze ugruyor, asagilaniyor, okula gitme haklari ellerinden aliniyor, cinayetlere kurban gidiyorlar, soyadlari gasp ediliyor, simdi bedenleriyle ne yapacaklarina da devlet karar vermeye kalkiyor... daha hala insanlar demokrasiden, bilimden, sagduyudan bahsediyorlar. Nasil olabilir bu? Insan haklari nerede? Kadin haklari nerede? Nasil umutlu olayim ben Turkiye’nin gelecegiyle ilgili? 10 sene onceki ozgurluklere bakin, bugunkulere bakin...” ileriye gidiyoruz” diyebilenin alnini karislarim.

Turkiye batakliga surukleniyor, geri donusu cok zor olacak, eger olacaksa...

Guzel seyler yazmak istiyorum, tanistigim guzel insanlari anlatmak, seyahatlerimi yazmak, yeni fotograflarimi paylasmak, sarap kursumda ogrendiklerimi siralamak, ama icimden gelmiyor. Her dakika kotu bir haber geliyor Turkiye’den, ve artik sadece sarlatan politikacilara degil, yavas yavas butun Turklere kizmaya basliyorum. Daha ne kadar izin vereceksiniz bu adamlara, yakanizdan ne zaman silkeleyip atacak ve temiz bir sayfa acacaksiniz diye sormak istiyorum. Hala oynanan oyunu goremiyor musunuz? Daha ne kadar itilip kakilmak, hakarete, haksizliga ugramak, cinayetlere kurban gitmek, zorla susturulmak, hapislerde curutulmek istiyorsunuz?

ATIN ARTIK BU ADAMLARI BASINIZDAN!!!!! U Y A N I N!!!!

26 Nisan 2012 Perşembe

Igrenc bir gun supermarkette nasil hos bir surprizle bitti? Iste boyle:

Kucuk hazinem...
Igrenc ve verimsiz bir isgunu... adam gibi is cikartamadigim icin moralim bozuk... saga sola daha fazla dalasmadan gunu kapatayim diyorum... normalde altida cikmam ofisten spor, sommelier kursum falan yoksa. Markete gidip aksam icin sebze alayim diyorum. Yolumun uzerinde ama normalde girip alisveris yapmadigim bir market. Sebzeler nerde diye bakarken sarap departmani gozume carpiyor, ama artik supermarketlerde genelde aradigim saraplari bulamadigim icin fazla yuz vermesem mi derken adimlarim beni otomatik olarak saraplara yaklastiriyor. Daliyorum koridora, sagda kirmizi, solda beyaz saraplar. Okumaya basliyorum, ve once hizli yuruyorum aslinda. Bir taraftan da kendi kendime "vay be Damla, bu saraplarin neredeyse hepsini taniyorsun diyorum", kendimi tebrik ediyorum. Bir sene once bu zamanlar Chianti, Brunello, Barolo ve Prosecco disinda bir sarap bilmedigimi hatirliyorum, su anda onlarca, yuzlerce siralayabilirim! Bu arada adimlarim yavasliyor... "Aaaaa, Nino Negri var burada!", derslerde gorduk, ictik, cok lezzetli saraplari, devam ediyorum, sola da bakiyorum, "Aaaa, Vernaccia di San Giminiano" ne zamandir alasim vardi, Toscana'nin 11 DOCG'sinin icinde tek beyaz olani. Derste cok sozu gecti. Bir adim atmadan, "Est! Est!! Est!! di Montefiascone". Oraya gitmekle kalmadim, bu sarabin hikayesini de cok iyi biliyorum. Isim bir efsaneden geliyor. 1111 yilinda Enrico V, ordusuyla Roma'ya seyahat etmektedir, papa Pasquale II kendisini taclandiracaktir. Yaninda, zamanin "sommelier"si kabul edilen piskopos Johannes Defuk da vardir. piskopos bas usagi Martino'yu devamli gidecekleri yol uzerinden onden yollamakta, yolda iyi sarap yapan yerler bulursa kapilarina "est" (var/mevcut) diye yazmasini istemektedir. Hatta cok iyi sarap bulursa "est est" diye yazacaktir. Iste usak onden yolculuk ederken Montefiascone'ye geldiginde muhtesem bir sarap bulur, ve hanin kapisina "Est! Est!! Est!!" diye yazar! Piskopos bu hana gelecek, hatta efsaneye gore Roma'ya gitmekten vazgecip Montefiascone'ye yerlesecek ve orada olecektir! Her sene Montefiascone'de bu efsaneyi hatirlamak icin senlikler duzenleniyor.
Donelim supermarkete, ben bu ucuncu sarabi da gorunce bir alisveris sepeti almam gerektigine karar verip elimde sepetle geri donuyor ve saraplara bakmaya devam ediyorum: o da ne, bir Gattinara, ve de inanamiyorum, Travaglino'nun!!! 2004. 3 sise vardi, simdi ucunu birden almadigim icin nasil pismanim! Yarin geri donup duruyorlarsa o iki siseyi de alacagim. 56 hektarcik alanda dunyanin en iyi 100 sarabindan birini uretiyor bu aile (sekli yamuk olan sise). Bir aksam sirf Travaglino'nun hikayesini dinlemek icin duzenlenen bir aksama katilmistik, cok dokunakli, cok guzel, ne emek, ne goz nuru, ne muhtesem bir sarap! Artik bu noktadan sonra koptum: La Stoppa! Inanamiyorum, birkac hafta sonra Piacenza'ya La Stoppa baglarina gidecegim ders icin, bunlar da cok kiymetli, cok guzel isler yapiyorlar.. daha neler neler buldum...

Igrenc bir gun bir supermarkette aniden muhtesem olarak sonlandi. 15 dakikada supermarket raflarinin onunde 1000 sene geriye dondum, Piemonte, Toscana, Lombardia, Friuli, Lombardia topraklarinda gittim geldim... duygulandim... ve bu 7 saraba toplam 55€ odedim.

Iste dostlar, ben bana bu duygulari en surpriz anda yasatan sarabi ve Italya'yi bu yuzden bu kadar cok seviyorum. Gel de sevme!






25 Mart 2012 Pazar

Chianti

Bu hafta dokuz ayin carsambasi bir araya geldi. Sali aksam Sommelier 2. Seviye kursu basladi, geceyarisindan sonra eve varip dort saat sonra ilk ucakla Belkica'ya gittim is icin, yine ayni gun geceyarisindan sonra donup ertesi gun ise, ve aksamina kosa kosa 2. kur 2. derse! Galiba butun hafta toplam 10 saat falan uyumus olabilirim ama sikayetci degilim. Hatta bu sene bahar bana carpmadi ben bahara carptim diyebilirim!

Bu 2. seviye cok zor, cok hizli bir sekilde once Italya'nin butun saraplarini, sonra dunya saraplarini ogrenmem gerekiyor. Mesela persembe aksami tek bir derste Liguria ve Toscana saraplari anlatildi, ki anlatan Sommelier kan ter icinde kaldi, tek bir kelime not alamadim, bir sure sonra biraktim not almayi ve dinledim, servis edilen saraplarin analizini dinledim. (Ve bu arada Chianti ictigimi zannettim ama Vino Nobile di Montepulciano iciyormusum!!!)

Dersi anlatan sempatik Sommelier, Chianti efsanesini de anlatmadan gecemedi. Nereden cikmis bu kara horoz? Neden Chianti'nin sembolu? Ogrendim, ve anlatiyorum, buyrun:

Efendim bu sembolum kokeni eski bir efsaneye dayaniyormus: Ortacagda Floransa ve Siena arasinda bitmeyen sinir savaslarina ve kan dokmeye bir son vermek amaciyla iki sovalye arasinda bir yaris yapilmasina karar verilir. Buna gore biri Siena'li digeri Floransa'li iki sovalye, safak vakti horozlarin otmesiyle beraber sehirlerinden cikip birbirlerine dogru atlarini dort nala kosacaklar ve karsilastiklari nokta iki sehrin siniri ilan edilecektir. Siena'lilar beyaz bir horoz secerler ve kuvvetli otsun diye iyice beslerler. Floransa'lilar kara bir horoz secer ve hayvani ac birakirlar. Floransa'nin kara horozu acliktan erkenden  uyanir ve daha safak sokmeden otmeye baslar. Siena'nin beyaz horozu ise karni tok sirti pek hala uyumaktadir. Beyaz horoz nihayet uyanir ve oter, ancak Siena'li sovalye sehir duvarlarindan ciktiktan neredeyse hemen sonra Floransa'li sovalyeyi karsisinda bulur. Iste bu yuzden Floransa'san bu bulusma noktasina kadar uzanan bolge Chianti bolgesi olur, sembolu de altin yaldiz uzerindeki kara horozdur. (Gallo Nero).

Efsane hosuma gitti ve paylasayim dedim, ama cok da ders calismak gerekiyor, oncelikle Toscana D.O.C.G. saraplarini ogrenmem gerekiyor sinav icin (bir de tabii mumkunse bunlari birbirinden ayirt etmek de iyi olur!)
Simdilik tam 9 D.O.C.G (menseyi kontrollu ve garantili sarap) var bu bolgede (simdilik diyorum cunku devamli artiyor son senelerde bu rakam)
- Brunello di Montalcino 
- Chianti
- Chianti Classico
- Vernaccia di San Giminiano
- Carmignano
- Morellino di Scansano
- Elba Aleatico Passito
- Montecucco Sangiovese
- Vino Nobile di Montepulciano

Bu listeyi bir yere bakmadan yazabildigime gore dersimi calismisim demektir, biraz da cografya calisip sarap tatmaya devam!

Herkese iyi haftalar!









7 Mart 2012 Çarşamba

Sommelier 2. Seviye

Cok yakında 2. seviye kursu başlıyor. Beni bu işe teşvik eden ve 1. seviye kursuna beraber gittiğim sevgili arkadaşım bu sefer yanımda olamayacak gibi görünüyor.

Şarap, aynı güzel bir kitap, bir film, bir seyahat gibi paylaşıldığında güzel. Kursa yalnız gitmek konusunda hiç hevesli değilim ama başladığımız bu yolculuga da devam etmek istiyorum. Bakalım sonunu getirebilecek miyim?

Sevgili arkadaşım Özge'ye beni bu maceraya sürüklediği için sonsuz teşekkürler. Şarapla ilgili bu yolculukta en kısa zamanda yine karşılaşacağımızı ve yine beraber birşeyler yapacağımızı biliyorum, hissediyorum.

Bu hikayeden yola çıkarak birbirlerinin hayatlarına güzellik katan, birbirlerini destekleyen, kıskançlıkla değil dostlukla yollarına birlikte devam eden bütün kadınlara sevgilerimi yolluyorum. Bu kriterler dahilinde çok sayıda cok sevgili kadın arkaşım olduğu için kendimi gercekten şanlı hissediyorum.

Hepinizi çok seviyorum sevgili arkadaslarım, Kadınlar Günü'nüz kutlu olsun!

26 Şubat 2012 Pazar

Tesekkurler emektar C4

Esyalarla sevgi bagi kuran biri degilim ama eskiden beri bazi kitaplarimi, fotograf albumlerimi cok severim. Son yillarda fotograf makinalarim, objektiflerim, her yerde elimin altinda olan i-phone'um ve neredeyse bir senedir Kindle'im cok favori esyalarim, sanirim ben nereye onlar oraya... Evde de ozellikle Sommelier kursuna basladiktan sonra saraplarimi ve sarap bardaklarimi cok sever oldum!
Arabalara gelince, arabalari cok severim ama kullandigim arabalarla bir sevgi bagi kurdugum olmadi bugune kadar. Sadece ilginc bir tesaduf var, bugune kadar kullandigim arabalar hep ya Italyan ya Fransiz arabalari, kim bilir, belki de tesaduf degildir! Bugun gol kenarindan donerken C4'un kocaman on camindan disariya bakiyordum, bu hafta sonu bu camdan son defa etrafa bakiyorum, haftaya araba degisiyor. Bir anda dort senedir bu arabayla nerelere gittigimi, bu camdan disariya bakarak nereleri gordugumu dusununce bir anda nostalji yasadim!
88,000 km. Tabii ise gitmek icin de kullanilan bir araba, hatta ana amaci o. Ama haftasonlari ve ucakla gidilmeyen tatillerde bizi hic uzmedi, yolda birakmadi, nerelere gitmedik ki beraber, bazen yalniz, bazen bizi ziyarete gelen aile ve dostlarimizla beraber:
16 Subat 2008, arabayi test surusu
22 Mart 2008 Lugano
25 Nisan 2008 Varese-Campo Dei Fiori
26 Nisan 2008 Franciacorta
10 Mayis 2008 Como (Annemle)
11 Mayis 2008 Arona
28 Haziran 2008 Ascona
Agustos 2008 Lubeck
8-16 Agustos 2008 Almanya /Munih-Regensburg-Dresden-Berlin-Lubeck-Leipzig-Heidelberg-Milano
23 Agustos 2008 Verona (Canan, Basak ve Sam'le)
24 Agustos 2008 Arona-Stresa (Canan'la)
14 Subat 2009 Bellagio
21 Subat 2009 Arona-Stresa
28 Subat 2009 Cremona
7 Mart 2009 Varese
5 Nisan 2009 Lomello
2 Mayis 2009 Stresa
9 Mayis 2009 Arona
Haziran 2009 Cenevre
10 Mayis 2009 Vigevano
16 Mayis 2009 Como
13 Haziran 2009 Arona
19-21 Haziran 2009 Cenevre (Basak&Sam'i ziyaretimiz)
4 Temmuz 2009 Angera
5 Temmuz 2009 Arona
11 Temmuz 2009 Orta Golu
1-2 Agustos 2009 arona
Agustos 2009 Colmar
8-19 Agustos 2009 Fransa/Colmar-Strasbourg-Metz-Amiens-Le Havre-Coen-Dinard-Concarneou-Rennes-Troyes-Milano
23 Agustos 2009 Arona (Melissa ile)
30 Agustos 2009 Como (Melissa ile)
6 Eylul 2009 Stresa (Melissa ile)
12 Eylul 2009 Porto Fino (Annem ve Melissa ile)
25 Ekim 2009 Stresa-Arona (Berna ve Derya'yla)
5-8 Aralik 2009 Floransa
26 Aralik 2009-3 Ocak 2010 Guney Italya/Orvietto-Caserta-Ischia-Napoli-Sorrento-Positano-Amalfi-Salerno-Milano
13 Subat 2010 Stresa-Arona (Tijen ve Mert'le)
20 Subat 2010 Arona
6 Mart 2010 Stresa-Arona
7 Mart 2010 Como
Ocak 2010 Positano
13 Mart 2010 Verbania
28 Mart 2010 Bellagio
10 Nisan 2010 Stresa-Arona
17 Nisan 2010 Bergamo
24 Nisan 2010 Arona
1 Mayis 2010 Como-Bellagio (Didem'le)
2 Mayis 2010 Stresa-Arona (Didem'le)
8 Mayis 2010 Angera
15 Mayis 2010 Stresa-Arona (Sebnem, Firat ve Efe'yle)
22 Mayis 2010 Laveno-Cannobio
2 Temmuz 2010 Sesto Calende-Angera (Annemle)
3 Temmuz 2010 Orta Golu (Annemle)
4 Temmuz 2010 Cannobio (Annemle)
Aralik 2011 Sanremo
10 Temmuz 2010 Arona (Annemle)
17 Temmuz 2010 Como (Annemle)
4 Eylul 2010 Stresa-Angera
11 Eylul 2010 Porto Fino
26 Eylul 2010 Angera
9 Ekim 2010 Camogli
30 Ekim 2010 Bellagio
13 Kasim 2010 Pavia
5-8 Aralik 2010 Siena
23 Ocak 2011 Bellagio
5 Subat 2011 Bellagio (Basak, Sam ve Ara ile)
6 Subat 2011 Arona-Stresa (Basak, Sam ve Ara ile)
5 Mart 2011 Arona
6 Mart 2011 Stresa
12 Mart 2011 Arona
17-20 Mart 2011 Guney Fransa/Aix En Provence-Arles-Martigue-Marseille-Saint Tropez-Cannes-Antibes-Nice-Monte Carlo
26 Mart 2011 Como
9 Nisan 2011 Portofino-S.Margherita-Camogli (Ebru ve Burak'la)
10 Nisan 2011 Stresa-Arona (Ebru ve Burak'la)
25 Haziran 2011 Verona (Ozge'yle)
6 Agustos 2011 Carlazzo (kamuran ve Michael'i gormeye)
Mart 2011 Martigue
24 Eylul 2011 Genova-Camogli
1 Ekim 2011 Spotorno
14-15 Ekim 2011 Padova (Inida ve Fabio'nun dugunune)
29 Ekim-1 Kasim 2011 Umbria/Perugia-Gubbio-Spella-Montefalco-Spoleto
7-10 Aralik 2011 Sanremo-Dolce Acqua-Apricale

26 Aralik 2011- 1 Ocak 2011 Orvieto-Bolsena-Montefiascone-Roma
20 Subat 2012 Casteggio
25 Subat 2012 Argegno-Menaggio
26 Subat 2012 Arona




Aralik 2011 Roma













Bunlar hatirlayabildigim geziler, ama mesela Garda'ya da gittigimi cok iyi hatirliyorum son 4 sene icinde ama nedense bir tarafa yazmamisim onu, aslinda resimler var Sirmione'de cektigim. Tabii bunlar arabayla gittigim yerler, son 4 senedir ucakla giderek yaptigim tatilleri yazmadim buraya, Madrid, Londra, Kopenhag, Stockholm, Oslo, Prag, Budapeste, 10'ar gunluk Amerika'nin Dogu Kiyisi, Urdun ve Tunus seyahatlerim, sonra trenle gittigim bir iki gezi, bir de is icin (ki cok fazla seyahat etmedim is icin son senelerde) iki defa Cin'e, ikiser defa Belcika, Almanya ve Avusturya'ya gittim. 4 senedir 25bin kare de fotograf cekmisim.

Bazi dostlar hep ayni yerlere gittigimi, hep Avrupya'da gezdigimi soyluyorlar. Kismet olursa birgun daha da uzaklara gitmek isterim elbet, gidemeyisimin en onemli sebebi, (ki buna kimseyi inandiramiyorum) cok yogun tempoda calistigim icin senede bir defa 1 haftadan uzun tatili zor alabiliyor olmam. Umarim Guney Amerika'yi, Uzakdogu'yu ve Avustralya'yi da kesfedecegim gunler gelecek. Yine de bu elestirileri yapan dostlara (Turk ve Italyan), Turkiye'de ortalama bir Turk'ten cok daha fazla yer gezdigimi (neredeyse her yere gittigimi gururla soyleyebilirim) ve yine Italya'da ortalama bir Italyan'dan cok daha fazla yer gordugumu soyluyorum. Insanin oncelikle yasadigi yeri kesfetmesi, sonra yavas yavas acilmasi gerektigini dusunuyorum aslinda... daha keyifli ve anlamli bence...

Bu siralar Turkce ogrenmeye merakli kocam "sihhatler olsun" diyecegine "seyahatler olsun" dedi yanlislikla bugun! Eh, agzimizdan yanlislikla cikan laflar bile seyahatle ilgili!

Haziran basina kadar 5 seyahat planladim, bir terslik olmazsa seyahat sezonunu aciyorum 10 gune kadar.

Sevgili C4'e elveda diyorum, yerine bir Italyan guzeli gelecek, bakalim onunla nereleri gezip gorecegiz...

19 Şubat 2012 Pazar

Alt tarafi bir merdiven iste... ama ne merdiven...!

Vatikan Muzesindeki spiral merdivenler
Genis aci objektifimi alabilmis olsaydim bu merdivenlerin tamamini cekebilecektim, ama bu da bir fikir veriyor sanirim. Fotografi Aralik sonunda Vatikan Muzesinde cektim. Bu merdivenler ilk bakista normal 360° donen merdivenler gibi dursa da aslinda cift spiral seklinde, ic ice gecmis vaziyette, yani asagiya inen merdivenle yukari cikan farkli, ve insanlarin karsilasmalari mumkun degil. Ayni DNA yapisi gibi. Muhtesem bir dizayn. Giuseppe Momo'ya ait.

Guggenheim, New York
Yillar sonra bu merdivenler, New York Guggenheim muzesi icin Frank Lloyd Wright'a ilham vermis.


Guggenheim
Neden mi yazdim simdi bunu? Son Roma seyahatimin fotograflarini duzenliyorum hala,  bu merdivenlerin fotograflari guzume carpti, iki bucuk sene once Guggenheim'a gittigimi hatirladim.  (Roma'dayken aklimdan gecmemisti, Vatikan Muzesini gezerken daha cok Michelangelo'ya konsantre olmustum sanirim.)

Donelim nedene: sagim solum boyle guzellikler dolu, bu guzellikler normal hayatin bir parcasi Italya'da... sadece paylasmak istedim, baska bir nedeni yok.

Iyi haftalar.






5 Şubat 2012 Pazar

Değisim

Epeydir yazmadığımı fark ettim. 18 Aralık'tan beri o kadar cok şey oldu ki, nereden başlasam acaba?

Bir kere herseyden önce politikacıları cok az gördüğümüz, televizyonda, gazetelerde cok az bahsedildikleri bir donem icine girdik. Bayağı huzur dolu birsey olduğunu söyleyebilirim. Hergün isimizi gücümüzü bırakıp hangi showgirl'e hangi bakanlığın verildiğinin anlatıldığı, başbakanımızın yatak odası aktivitelerini dinlemekten memleket meselelerine zaman kalmayan haber bültenleri yok artık! Isinin basında bir hükumet, tıkır tıkır çıkan reform paketlerimiz var. Rüyadan uyandirildik. Son otuz senenin popülist politikaları sonucu gelinen noktadan geri dönebilmek için kadın erkek 67 yasına kadar emekli olamayacağımızı anladık. Daha cok KDV ödüyoruz, devlet tahvilleri aniden deger kazandılar, millet vekilleri maaş zamlarını askıya almak zorunda kaldılar. Zenginlere ek vergiler geldi. Noel tatilinde bütün lüks mekanlarda maliye görevlileri baskınlar yapıp vergi kaçıranları tespit ettiler. Milano'da lüks arabalar çevrilip: "Nereden buldun? Ne kadar gelir beyan ettin?" deniyor. Televizyonlarda vergi kaçakçılarına karsi propaganda yapiliyor: iğrenç parazit ve bakteri fotograflarının arkasından 'vergi kaçakçıları parazittir, ihbar edin' deniyor. Başbakan Monti haftaya Amerika'ya Obama'nın misafiri olarak gidiyor, ki bir önceki başbakanımız yıllardır randevu alamıyordu!

Bütün bunlar 3 ay icinde oldu. Bu hükumetin gorev süresi bitip yalancı, yalaka, 'islerini bilen' politikacılara geri dönmek için sandığa gittiğimizde bakalım neler olacak. Aslında politikacıları hepten ortadan kaldırıp teknik bir ekip ve sivil toplum kuruluşları eşliğinde devam etmek ne güzel olurdu!!!

Tabii Berlusconi'yi unuttuk (insan psikolojisi gereği kötü hatıraları hemen siler, güzelleri de iyice yerleştirir ya belleğine, o hesap!) ama hersey tozpembe değil. Mesela bir modern Titanic faciası yaşandı burada Ocak ayında. Bütün dünya haliyle yakından ilgilendi. Olayın oluş sekli inanılır gibi değil, ama başka inanılmaz birsey binlerce insanın hayatının bir kaptan ve onun uyguladığı (ya da uygulamadığı) prosedürlere bağlı olması. Adam kazadan hemen sonra ve takip eden saatler boyunca herseyin yolunda olduğu mesajini vermiş. Aynı Berlusconi'nin yillar boyunca ve hatta son anlarında yaptıgı gibi: kriz var diyorlar ama restoranlar dolu, uçaklar dolu, nerede kriz? Geminin kaptanı gemi yan yatmaya başlayınca kendini filikalardan birine atıp postu kurtarmış. Bu esnada sahil güvenlik kaptana ulaşıyor ve gemide olmadigi anlaşılinca önce nazik bir sekilde, sonra nezaketi bozmadan küfrederek kaptan güverteye dönmeye davet ediliyor. Sahil güvenliğin bu sözleri cok meşhur oldu, t-shirtler basıldı, TIME dergisine çıktı:"Vada a bordo cazzo!!!" (Güverteye dönünüz @&€?!%#£!!!!) Kaptan güverteye dönmediği gibi sahile çıkar çıkmaz bir taksiye atlayarak sivismaya kalkışıyor ve o esnada yakalanıyor. Şimdi ev hapsinde, duruşma gunünü bekliyor.

Tabii bunlar kotu ornekler, neyse ki İtalya'da aklı basında insanlar da var, ve tam 'yolun sonuna geldik, dibe vurduk' dediğimiz anda ortaya çıkıp durumu kontrol altına almayı başarabiliyorlar. İtalya bu yüzden büyük bir ülke. Usenmeyip bundan neredeyse bir yıl önce yazdığım 150.yıl yazıma bir göz atmanızı tavsiye ederim.
http://gezgeznereyekadar.blogspot.com/2011/03/150yil.html

Herkese buzzzzz gibi ama umut dolu pazarlar!