29 Mayıs 2011 Pazar

Geçen haftasonu İstanbul'daydim

Aslında iki-üç ayda bir gitmeye çalışıyorum İstanbul'a, sadece bir haftasonu için de olsa, ailemi ve dostlarımı görmek, boğaz havası almak ve özlediğim yemekleri yemek için eşsiz bir fırsat oluyor. Bugüne kadar bu kısa İstanbul seyahatlerimi yazmadım buradan, ama bu son seyahatimde 72 saat içine çok şey sığdı ve bu seyahati diğerlerinden ayırdı, o yüzden yazmak istedim.


Ailemize yeni katılan minik Demir'imizle ilk defa bir araya geldik mesela. Daha onun sevinci ve neşesi bitmeden 30 yılın eskitemediği bir dostluğu paylaştığım çok sevgili bir arkadaşımın düğününde yanında olabilmek bambaşka bir mutluluktu. Fenerbahçe'nin şampiyonluğu da eklenince zaten daha başka ne siğabilirdi bu 72 saate?


Ama bu haftasonunu özel kılan bambaşka birşey daha vardı. Annem. Anneler özeldir zaten, ama annemin yanında olmak gecen haftasonu beni her zamankinden daha çok mutlu etti. Neden derseniz: tahmin ettiğim gibi Türkiye seçim havasına çoktan girmiş, her taraf bangır bangır şarkı-türkü çalan seçim otobüsleri, rengarek afişler, broşürlerle dolu idi. Aslında eskiden beri merak etmişimdir: ne olduğu belli olan, bilinen büyük partilerin böyle bir gövde gösterisi yapmalarına gerek var mı diye. Yani siz bugüne kadar daha çok afiş astı diye bir partiye oy verdiniz mi? Afişler yeni birşey söyleyecekse o zaman ona sözüm yok, ama büyük partilerin zırva sloganlarla cadde sokak kirletmelerine eskiden beri sinir olmuşumdur! Bütün bunların annemle ilgisi şu: İstanbul 1. Bölgeden milletvekili adayı annem bu seçimlerde. Hem de bağımsız! Yıllardır kadın haklarıyla ilgili hareketlerin içinde oldu ve bu seçimlerde kadınların sesini duyurmak için bağımsız aday olmaya karar verdi. Cumartesi günü bütün öğleden sonramı onun seçim kampanyası ve ekibiyle geçirdim. Benim için muhteşem bir gözlem ve tecrübe fırsatı oldu. Yukarıdaki paragrafta 'afişler yeni birşey söylecekse buna itirazım yok' demem de bundan, çünkü bizzat kendi gözlerimle tanık oldum halkın tepkilerine.


Öncelikle annemin adaylığını duyuran, onun resmini, adını, internet sitesini ve seçim sloganını içeren bir dizaynla giydirilmiş küçücük seçim arabasının misafiri oldum. Annemin arabanın üzerindeki fotoğrafı stüdyoda çekilip fotoshoplanmış bir resim değil, ofisinde normal bir calışma gününde çekilmiş her zamanki halini yansıtan bir fotoğraf. Araba hoparlöründen bu hareket için gönüllü olarak bestelenmiş çok akılda kalıcı, çok güzel bir marş çalıyor. Bağdat caddesine çıktık, yavaş yavaş ilerliyoruz. Ben büyük bir merakla kaldirimdaki halkın tepkilerine bakıyorum. Marşı duyan arabaya bakıyor öncelikle, hangi parti olduğunu anlamaya çalışıyor, sonra parti değil kadın hakları için yola çıkan bir bağımsız adayın secim arabası olduğunu anlıyor, sonra yeterince yavaş gidiyorsak ön koltuktaki resimle aynı olan annemi görüyor, o andaki yüz ifadeleri muhteşem, ve birçoğu anneme el sallıyor hemen! İşte seçim arabası böyle olmalı, birşeyler anlatmalı, bilinmeyen birşeyler...Arabadan inip elimizde broşürler Sahrayicedit Pazarı'nda halkın, esnafın arasına karışıyoruz. Pazar esnafının birçoğunun emekli, ya da üniversite mezunu olduğunu biliyor muydunuz? Belki biliyordunuz ama onlardan iki kilo domates alırken aklınızdan bu değil aksam pişireceğiniz yemek geçiyor büyük ihtimalle. Oysa ne kadar dolular, ne kadar duyarlılar, ellerinin sıkılmasına, dertlerinin dinlenmesine ne kadar açlar. Her seçim öncesi oy istemeye gelen politikacıların seçildikten sonra bir daha yüzlerini görmediklerinden dem vuruyorlar. Kadınların politikaya girmesine genel olarak çok sıcak bakıyorlar. Dikkat ettim, annemin broşürünü dikkatlice okudular hepsi. Birçoğu büyük bir özenle katlayarak cebine koydu evine götürmek üzere. İlk defa böyle birşeye şahit oluyorum. Genellikle politikacıların broşürlerini alır, fotoshoplanmiş resimlerine şöyle bir bakar, en yakın çöpe ve hatta yere atar halkım. Pazarın içinde yürudükçe devamlı geriye baktım, özellikle yerlere. Bir tek broşür yoktu yerlerde. Çok büyük bir ümit verdi bu bana. Demek ki halkımız yeniliklere, güzelliklere, değişime açık. O sıcakta iki saat kırk beş dakika herkesin elini sıkan, kendini anlatan, dert dinleyen annemin bitmeyen enerjisine ve hevesine hayran kaldım. Bu heves ve enerji politikacıların onda birinde olsaydı bugün bambaşka bir yerde olurduk.Pazarı gezerken bazı diyaloglar beni çok etkiledi. Başı örtülü ve kendini sosyal demokrat olarak tanıtan bir kadın Turkiye'de son yıllarda esen rüzgar yüzünden her girdiği ortamda AKP'li olarak algılandığını ve ters tepkiler gördüğünü anlattı. İki sosyal demokrat evlat yetiştirdiğini ve umre ziyareti sonunda dini inançları doğrultusunda basını (çok da hoş keten bir eşarpla ve basit bir şekilde) örtmeyi tercih ettiğini ama sosyal yaşamında çok büyük zorluklar çektiğini anlatan bu kadıncağızla konuşurken mideme bir yumruk oturdu sanki. Çok üzüldüm. Neden böyle yapıyoruz birbirimize? Yine başka bir sohbet sırasında konuştuğumuz bir vatandaş bizden birkaç broşür daha istedi, eşine dostuna dağıtmak için, çok sevinerek elimdeki bröşürlerden bolca verdim kendisine! Başka bir vatandaş ÖSYM skandalından sonra ümidinin kalmadığını, bilgisayarlarla oynandığını ve seçim sonuçlarına müdahale edileceğine inandığını söyledi. Halk çok endişeli, ve demokrasiye, adalete güvenini kaybetmiş durumda. Öte yandan dürüst, kimseye borcu olmayan, halktan başka kimseye hesap verme derdi olmayan vekil arıyor. Sanıyorum bu yüzden annem gittiği her yerde ilgiyle karşılanıyor.


Bundan birkaç gün önce Kartal'da halkla beraber bir etkinlik düzenlendi. Kocaman bir panoya meclisin resmini asip halktan panoya arzu ettigi ölçüde kadın milletvekili yerleştirmesini istendi. Çalısmanın sonunda 199 kadın vekil çıktı panoda halkın arzusuyla meclise giden. Parti liderleri bu bu rakamı çıkartabilecek kadar kadın aday göstermediler maalesef. Ancak belki de bağımsız kadın adaylar seçilirse rakam yükselir. Düşünsenize mecliste 200 kadın vekil olsa, yüzde olarak yine de hakça temsil edilmeyecek olsalar bile politikanın çehresi değişmez mi? Bir hayal edin..Bu arada hiç bilmediğim birşey öğrendim seçim sistemimizle ilgili: Bağımsız adaylara baraj olmadigindan, yeterli miktarda oy alan bağımsız aday milletvekili oluyor. Türkiyede seçim sistemi Barajlı d’hondt sistemiymis. Partilere baraj var ve barajı geçenin dahi pek çok oyu çöpe gidiyor. Yeterli sayıyı tutturan Bağımsız adayların ise tek bir oyu bile çöpe, boşa gitmiyor. Nasıl mı? Annem ve arkadaslarinin bana acikladigi Balikesir ornegini paylasmak istiyorum sizinle:
2007 yilindaki secimlerde Türkiye de uygulanan barajlı d’Hondt sistemine göre barajı geçen Partilerin aldıkları oylar , önce 1 e sonra 2 ye sonra 3 e sonra dörde , 5 e, 6 ya 7 ye 8 e bölünerek gidiyor.
Balıkesir geçerli oy sayısı toplam 693.142



8 milletvekili çıkaracak olan Balıkesir de 2007 seçimlerinde partilerin aldığı oy ve çıkarttıkları milletvekilleri soyle:
AKP /CHP /MHP

287.441 /168.593 /109.769


Bölme işlemi:
287,441 /168,593/ 109,769

143,720 /84,296 / 54,884

95,813 / 56,197 / ……..

71,860 /42,148

57,488 /……..

54,884

………


Bütün “bölüm” ler hangi partinin olduğuna bakılmadan alt alta büyükten küçüğe sıralanır:


287,441 Akp 1.milletvekiliğini alıyor

168,593 Chp 2.milletvekiliğini alıyor

143,720 Akp 3.milletvekiliğini alıyor

109,769 Mhp 4.milletvekiliğini alıyor

95,813 Akp 5. milletvekiliğini alıyor

84,296 Chp 6.milletvekiliğini alıyor

71,860 Akp 7.milletvekiliğini alıyor

57,488 Akp 8. milletvekiliğini alıyor
Bu durumda

AKP 5 Milletvekili

CHP 2 Milletvekili

MHP 1 Milletvekili çıkartmis


Son çıkan Milletvekilinin oy sayısı 57.488.
Eğer bir bağımsız aday olsaydı ve bu sayıdan 1 fazla oy alsaydı 8.Milletvekiliği AKP nin değil Bağımsız adayın olur ve AKP nin 57.488 oyu çöpe giderdi , AKP 5 değil 4 Milletvekili çıkarırdı.
Diğer çöpe giden oylara bakalım: CHP nin 42.148 oyu çöpe gitmiş, MHP nin 54.884 oyu çöpe gitmiş. DP zaten barajı aşamadığı için 61.390 Oyu baştan çöpe gitmiş. Yine Genç Partinin de 29 bin küsur oyu baraj nediyle çöpe gitmiş. Yani CHP ye MHP'ye DP'ye yaramayan çöpe giden oylar, AKP'ye yaramış!


Ben merak edip usenmeyerek bu sistemi annemin aday oldugu Istanbul 1. Bolge'nin 2007 sonuclarina uyarladim, kontrol etmek icin. Hem sonuclarin saglamasini yapmis oldum, hem de cope giden oylara cok uzuldum. Tabloya bakarsaniz (uzerini tiklayarak ayri sayfada acarsaniz rakamlar net okunur) oncelikle ilk etapta kucuk partilere verilen oylar yuzunden kullanilan oylarin %12'sinin ziyan oldugunu goruyorsunuz. Daha sonra tabloyu dikkatle incelerseniz bolunmeler sonucu CHP'nin 71bin, MHP'nin 69bin oyunun da AKP'nin son sandalyesinin onune gecmek icin yetersiz kaldigini... Oysa ki o civarda oy alan bir bagimsiz aday daha olsaydi meclise gidecekti. Bagimsiz adaylara oy verirken oyum ziyan olur diye cekinmeyin. Yeterli oy alan bagimsizin tek bir oyu bile ziyan olmuyor. Secim matematigi buna uygun. Inanidiginiz ve guvendiginiz bir bagimsiza oy verin! Oyunuz ziyan olmayacak.




Bu kadar yazdiktan sonra artik daha fazla soze gerek yok diye dusunuyorum, size annemin ve hareketinin internet sitelerini refere etmek istiyorum, bir iki dakinanizi ayirin lutfen. Anneme inanan ve guvenen bircok insan anneme oy vermek istediklerini, ancak oylarinin ziyan olmasi endisesini yasadiklarini soylediler, ancak secim metodunu ogrendikten sonra endiseleri yok oldu. Belki siz de okuduktan sonra ayni seyi dusunur, aydinlik bir gelecek icin ugrasan Istanbul 1. Bolge Bagimsiz Milletvekili adayi Fatma Benal Yazgan'a verirsiniz oyunuzu.







































Hiç yorum yok:

Yorum Gönder