21 Kasım 2010 Pazar

Milano'da ilk izlenimler...

Milano'yu Roma, Venedik veya Floransa'dan sonra gördüyseniz ve sadece bir iki gün zamaniniz varsa görkemli Duomo'sunun dışında genelde pek beğenmez, daha çok moda alışverişine yoğunlaşırsınız. Nedense ilk anda böyle bir izlenim bırakıyor Milano insanda.

İtiraf etmeliyim ki ilk geldiğimde bana da oldukça gri, soğuk ve sevimsiz gelmisti Milano. Ben de turistler gibi burayı bir alışveriş cenneti olarak algilayip uzun süre mağzalar arasında gezdim. Sonra yavaş yavaş buranın insanının arasına karışmaya, buralilarin yaşadıkları hayatı yasamaya başladım. Buranın insanlarını, alışkanlıkları, ritüelleri, şehrin sari-gri renklerini sevmeye basladim, benimsedim gün geçtikçe.

Bir anda olmadi tabii bütün bunlar. İlk geldigimde, o zamanlar italyanca da bilmiyor olduğum göze alındığında, yapabileceğim tek şey vardı: gözlem! Mesela, metroyu kullandigim zamanlar işe gidis ve cikis saatlerinde Milano'lulari toplu tasima araclarinda gozlemlemek vazgecemedegim en buyuk keyiflerimdendi. Bir defa buyuk bir cogunluk oldukca şık giyiniyor, bunun da parayla ilgisi yok denemez ama en onemli faktör para degil. Tarzla ilgisi var. Italyan kadinlarinin esarplarini boyunlarina ne kadar mukemmel doladiklarini ve bir t-shirt, blue jean ikilisini nasil da bir anda şıklaştidiklarini gormussunuzdur. Basit ama rafine. Milano'nun ve Milano'lularin sirri bu aslinda... Yemeklerini de bu prensiple yiyorlar mesela, aynı tabağa iki çeşit koymuyorlar ve aynı anda iki çeşit birden yemiyorlar ki tatlar birbirine karışmasın, her yenenin tadına ayrı ayrı varılsın diye. Primo, secondo meselesi; daha önce anlatmıştım.

Yeri gelmişken bir de 'aperitivo'yu açıklayayım: yemek öncesi ayaküstü bir barda buluşup bir kadeh içki eşliğinde sohbet edip sonrasında ya restorana geçme ya da evlere dağılma. Çok sevilen bir adet, Milano'da son senelerde özellikle iş çıkışı neredeyse yemeklerin yerini aldı, 'aperitivo' yapan barlar acik büfelerini yarıştırıyorlar adeta. Her zaman için değil ama arada sırada keyifli bir alışkanlık. Hem çok yemek yemeğe gerek yok, yeterince sohbete de imkan oluyor. Aslında başka birşey anlatacaktım sanırım ama daldan dala atlayarak konuyu yine yeme icmeye getirdim!

Nasıl olsa burdayim, daha anlatacak çok şey var!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder