21 Aralık 2016 Çarşamba

2016

Geçen gün minik ajandamı aldım elime, bir randevuyu not etmek için, 1 Ocak 2016 sayfası açıldı önüme. 2016'yı karşılama notumu gördüm. "Hoşgeldin, sakın 2015'i aratma' demişim.

2015'te insancıklar çoluk çocuk Akdeniz sularında boğulup gittiler bütün dünyanın önünde, insanların morali bozuktu.  2016'dan daha iyi birşeyler bekledik ama olmadı.

Herkes kendi içinde ister istemez hesaplaşır yıl sonu yaklaşırken, beklentiler gerçekleşti mi, kazançlar çoğaldı mı... Aslolan sağlık ve mutluluk, çoğu kez gözden kaçırılır. Bir de hep söylenir ya, 'Barış dolu bir yıl olsun'. Büyük ihtimalle benim neslim pek de kavrayamamıştı bunun önlemini. Yumurta kapıya dayanana kadar insanoğlu böyledir işte, ama DNA'mız bu. Buna programlanmışız. Fazla endişeyle de yaşayamaz insan. Kimyası bozulur.

Dün Virgin Radio dinliyordum. İtalyan versiyonunu. Beppe Severgnini var, popüler bir gazeteci. Aklı başında bir adam. Hafta başında Berlin'de yaşananlardan bahsederken çok önemli bir şeye değindi: "Bu olaylardan kaçınmak istiyorsak gidebileceğimiz tek yer Kuzey Kore! Eh, oraya da gitmek istemediğimize göre hayatlarımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz ve endişeyle yaşamamayı öğreneceğiz."

Benim kendi adıma en önemli sorunum bu endişeyle başa çıkmak. Beni içten içe kemiriyor. Moralimi bozuyor. Günlük hayatımı etkiliyor. Savaş çıkar mı, çocuğum büyüdüğünde çok kötü bir dünya mı bekliyor onu, düşünceleri kovamıyorum zihnimden. Ama öğreneceğim bununla başa çıkmayı. Bir ömür böyle endişe ederek geçmez. Çocuğuma da endişe etmemeyi öğretmek zorundayım.

Hayatın bize ne getireceğini bilemiyoruz. Bu sene hayat bizi Singapur'a getirdi. Ben bir türlü sevemedim burayı ama tabii benim burada yaşadığım hayatla çoğu batılı insanın burada yaşadığı hayat farklı, çünkü hayat görüşlerimiz farklı. Ben iflah olmaz bir özgürlükçüyüm. Özel hayata ait bilgilerin özel kalması taraftarıyım. 44 yasında bir insan olarak internette hangi sitelere girebileceğimi kendim belirleyebilirim, devlet benim 'iyiliğim' için sommelier sitelerini bloke etmesin istiyorum. Beğenmediğim birşey olduğunda, aynı beğendim şeyleri ifade ettiğim gibi konuşma özgürlüğüm olsun istiyorum. Evet duvar yazısı yazmak, otobüslere, metrolara zarar vermek yanlış ve cezası olmalı, ama kırbaçlanmak değil! Sakız da çiğneyebilmeliyim, ama yasak!
Ayrıca:
Her yerde naylon torbalar, ayrıştırılmayan çöpler, bütün kapalı mekanlarda aşırı klima yüzünden harcanan enerji.
Endonezya'dan, Filipinler'den üç kuruş için çoluğunu çocuğunu bırakıp burada köle muamelesi gören hizmetçi kadınlar.
İşini kaybeden yabancıları anında sınır dışı eden bir devlet.
Paralı eğitim sistemi.
Özel sağlık sistemi. (Özel sigortan yoksa öl!)
Her yerde üç kuruşa temizlikçilik, kasiyerlik, garsonluk yapan yaşlı mı yaşlı Singapurlular. Hele hele bir de yaşlıların işe alınmasını teşvik eden propagandalar yok mu, neymiş, işe yaradıklarını hissedip mutlu oluyorlarmış yaşlılar. Arkadaş sen şuna 'emeklilik sistemim yok, iki kuruşa iş verin şu fakir yaşlılara da karınlarını doyursunlar' desene!

Tabii bu yazdıklarım çok saçma geliyor çoğu insana. 'Deli misin kızım hayatına baksana sen!' diyenler haklı belki de. Zaten 2017 için istek listemde bu da var: GAMSIZ OLMAK! Bas parayı ye iç eğlen Singapur'da. Singapur'un problemlerini Singapur'lulara bırak, sen de idare ediver işte, yok çöpler ayrışmıyormuş, enerji harcıyorlarmış, yaşlıları çalıştırıyorlarmış sana ne!

Ama iyi oldu bu yıl burada. Belki de hiç yapamayacağımız seyahatler yaptık. Kendimi daha zengin (para değil!), daha olgun, daha mütevazi hissediyorum. Sırf şu blogda birkaç sene önce yazdığım yazılara bakıp o zamanki ukalalığıma gülmem bile yeter aslında.

Bangkok
Hong Kong
Japonya


Singapur, Little India

Kuala Lumpur

Bali



Seneye Singapur'u sevenlerine teslim edip evimize döneceğiz. 2016'yı aratmasın yeni yıl kimseye.